Vatandaşlar Uyarılmalıdır

Diyanet görevini yapmalı, vatandaşları uyarmalıdır.”

Vatandaşlar Uyarılmalıdır
Vatandaşlar Uyarılmalıdır Yeni Admin

Türk Ocakları Genel Merkezinin Cumartesi günleri düzenlediği Ocakbaşı Sohbetlerinde bu hafta Prof. Dr. Hilmi DEMİR, "Cemaatler ve Devlet" başlıklı bir konuşma yaptı.

Günümüzde anladığımız cemaat ile Osmanlı döneminde var olan tekke ve zaviyelerin karşılaştırılmaması gerektiğini ve cemaatlerin güncel yapılar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Demir, cemaatlerin genelde dinî yapılar olduğunu ve hiyerarşik bir düzene sahip olduklarını belirtti. Prof. Dr. Demir, "Halk arasında karşılaştırma amacıyla İstanbul Boğazı’ndaki yalı ve Ankara'daki gecekondu örneği kullanılır. Osmanlı'nın geleneksel yapısı içerisindeki tekke ve zaviyeler İstanbul Boğazı’ndaki yalı iken cemaatler, tekke ve zaviyeler karşısında ancak Ankara'daki gecekondulardır." diyerek sözlerine başladı.

“Osmanlı'da tekke ve zaviyelerin toplumsal görevleri vardı.”

Tekke dendiği zaman birçok insanın aklına rastgele kurulan yapılar geldiğini söyleyen Prof. Dr. Demir, bu algının yanlış olduğunu ve Osmanlı'da durumun böyle olmadığını belirterek "Osmanlı'da tekke ve zaviyeler hukuki yapılardı. Vakıf senediniz olmadan tekke veya zaviye kurmanız mümkün değil. Bu vakıf senetlerinde tekke veya zaviyenin nasıl yönetileceği dahi belliydi. Kurulacak yapının gelir beyanı sunulmak zorundaydı. Tekkelerin elinde bulundurdukları mülkü nereye harcayacağı devlet tarafından kontrol edilirdi. Her tekke veya zaviyenin tek bir görev alanı olurdu ve tekkeler görev alanlarının dışına çıkamazlardı. Tekkeler bugünkü anlamda sadece dinî eğitim veren yerler değildi. Buralarda musiki, felsefe, mantık gibi eğitimler de verilirdi; gençlerin evlenmesine yardımcı olunurdu. Örneğin Bursa'daki Ahmed-i Dai Tekkesi, güreşçi yetiştirirdi. Bu tekkeleri sadece erkekler kurmaz, vakıf senedinde eğer bir hanımefendinin adı yazıyorsa o hanım da tekkenin kurucuları arasında sayılırdı. Örneğin Nilüfer Hatun'un sporcu yetiştiren bir tekkesi vardı." dedi.

“Şeyhler üst düzey eğitime sahiplerdir.”

Osmanlı'daki şeyhlerin yüzde sekseninin üst düzey eğitimli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Demir, Hacı Bektaş-ı Veli'nin “Mantığa Giriş” adında bir kitabı olduğunu, Ahmet Yesevi'nin pozitif bilimlerde eğitim aldığını, Mevlana'nın, Bahaeddin Veled'in, İbn-i Arabi'nin birer fakih olduğunu belirtti. Bugünkü cemaatler ile Osmanlı'daki dinî yapıların bu açıdan da birbirinden ayrıldığını söyleyen Prof. Dr. Demir, "Yaşadığımız toplum ile geleneksel toplum arasındaki farklar çoktur. Her iki toplumun da kendine has sorunları vardır ve geleneksel toplumda tarikatlar, tekkeler ve zaviyeler toplumun sorunlarını çözmek için kurulmuştur. Kırsaldaki tekke ve zaviyeler ile Bursa, İstanbul gibi anakentlerdeki tekke ve zaviyeler birbirinden çok farklıdır. Metropoldeki yapılar âdeta elit eğitimi vermekteydi. Kırsaldaki tekke ve zaviyeler felsefe, musiki vb. eğitimler vermezdi ama savaş döneminde eli silah tutanların kırsaldan çekilmelerinden sonra oluşan güvenlik boşluğunu ve iş gücünün azalmasından dolayı oluşan üretim boşluğunu doldururlardı. Böylece güvenlik ve üretim alanlarında oluşacak boşluğun önüne geçerlerdi." dedi.

“Osmanlı’nın son dönemlerinde Meclis-i Meşayih ile denetim yapılmaktaydı.”

Cumhuriyet dönemine geçiş ile tekke ve tarikatlarda başlıca iki sorun oluştuğunu, bu sorunların kalite, nitelik ve kırsaldan kente göç olduğunu söyleyen Prof. Dr. Demir, "Kalite ve nitelik sorunu Osmanlı'nın son dönemindeki bozulmalardan kaynaklanmaktadır. Bu bozulmalardan dolayı Meclis-i Meşayih kurulmuştur. Bu meclis, söz konusu yapılar üzerinde denetim yapmaktaydı. Aynı zamanda Osmanlı'nın son döneminde kaliteli, görgülü ve bilgili şeyhler dönemi de bitti. Kır ve kent ilişkileri Osmanlı zamanında bozulmaya başladı ve Cumhuriyet ile birlikte kentte yığılmalar oldu. Kırdan kente göç eden muhafazakâr, dindar bireyin topluma ayak uydurma sorunu ortaya çıktı. Birey modernleşme karşısında kentte nasıl yaşayacağını ve değerlerini nasıl koruyacağını düşünmeye başladı. Tek Parti Dönemi’nde uygulanan modernleşme hareketlerinde tekke, zaviye ve cemaatler göz ardı edildi ve modernleşme karşıtı vatandaşlar modernleşmeye dâhil edilmedi. Bu insanlar da hem kendi yaşantılarını korumak hem de sistemin içinde bulunmak için modern cemaatlerde yer aldılar." dedi.

“Üniversite sorunu, cemaat sorununu doğurur.”

Prof. Dr. Demir, 1980'de üniversite sayısının 20, şuan ise 251 olduğunu, bunun sonucu olarak artan öğrenci sayısının ülkede barınma sorununu ortaya çıkardığını ve devletin bu soruna çözüm bulamamasına paralel olarak öğrencilerin cemaat yurtlarına yöneldiklerini ekledi. Prof. Dr. Demir, "Cemaat sorunu doğrudan din sorunu olarak değil gençlik sorunu olarak doğdu. Cemaatler devletin yapmadığı yurtları yaparken de belediyeler her türlü hizmeti eksiksiz olarak verdi. Biz ilahiyat fakültesine yurt istediğimizde bize bu hizmetin zaten cemaat tarafından verildiğini söylediler." diye ekledi.

“Devlet içerisinde iki kutup oluştu.”

Cumhuriyet’in kurulması ile birlikte dindar kimliğin kamusal alanda nasıl temsil edileceği sorununun cevaplanmadığını söyleyen Prof. Dr. Demir, "Bu soruna önem verilmemesi, devlet içerisinde katı ideolojik bir ayrışmaya neden oldu. Laikler ile muhafazakâr ve dindarlar olarak iki kutup oluştu. Bu iki grup arasındaki çekişme cemaatleri doğurdu. Bu ayrışma olmasaydı cemaatler yer bulamazdı." dedi.

“Türkiye'de bireylere karşı cemaatlere pozitif ayrımcılık yapılmaktadır.”

Bir diğer sorunu da hukukun tam anlamıyla oluşmaması ve bu yüzden Türkiye'de adalet duygusunun hiçbir zaman insanları mutlu edememiş olması olarak tanımlayan Prof. Dr. Demir, "Eğer Türkiye'de hukuk sorunu çözülmüş olsaydı cemaat sorunu bu dereceye varmazdı. Hukukta ceza da sorumluluk da bireyseldir. Devlet birini memur yapacaksa liyakate bakar, eğer devlette hukuk yok ise o zaman bireyin bağlı olduğu cemaate bakar. Türkiye'de bireylere karşı cemaatlere pozitif ayrımcılık yapılmaktadır. Büyümede iki sihirli şey vardır; biri rekabette eşitlik, diğeri de kuşatıcı ve kapsayıcı kurumların inşasıdır. Rekabette eşitlik olmazsa liyakat olmaz, bunun sonucunda da devlet parçalanır. Bunu bize ilk söyleyen Hz. Muhammed'dir. Fakat bunu bugün Peygamber'i ideolojik olarak okuyan İslamcılar kabul etmiyor. Bir kişi Peygamber'e ‘Asabiye kişinin üyesi olduğu kavmi sevmesi midir?’ diye soruyor. Peygamber ise ‘Hayır, öyle olsa annene babana dua etmezdin, kavmine dua ederdin.’ diye cevap veriyor. Asabiye kişinin haksız olduğu hâlde kavmi savunmasıdır. Yani eşit rekabetin olmadığı yerde asabiye vardır." dedi.

“Osmanlı’da tekkenin kapısına giden gayrimüslim dahi olsa yardım edilirdi.”

Prof. Dr. Demir, cemaatler ile tekke ve zaviyelerin insani, tamamen farklı yapılar olduğunu belirterek şunları ekledi: "Osmanlı'da bir tekkenin kapısına bir gayrimüslim dahi gitse ona yardım edilirdi, ancak bugün bir cemaate gittiğinizde, eğer onlardan biri değilseniz size bir kap yemek vermezler." dedi. Osmanlı'da tekkelerin, zaviyelerin ve vakıfların toplumda oluşacak sosyo-ekonomik sorunları çözme ve bu sorunları en aza indirme amacı taşıdığını söyleyen Prof. Dr. Demir,  "Modern cemaat yapıları böyle bir amaç taşımaz, onlar grup menfaatini savunan yapılardır. Devlet bireyin eşit rekabetini korursa cemaatler zararlı olmaz. Cemaatleri yok etmek mümkün değildir ama cemaatleri yönetmek devletin elindedir. Türkiye'nin cemaatlerle ilgili en temel sorunu, siyasi çıkarlar için cemaatlerin kullanılmaya çalışılmasıdır." dedi.

“Diyanet görevini yapmalı, vatandaşları uyarmalıdır.”

Prof. Dr. Demir, din konusunun siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler gibi daha farklı ve daha çok alanda incelenmesi, çeşitli bölümlerde din üzerine çalışmalar yürütülmesi gerektiğini; cemaatleri yönetme imkânının ancak böyle mümkün olacağını söyledi. Prof. Dr. Demir, Türkiye'de şeffaflığın sağlanması gerektiğini, bunun da ancak akademik çalışmalarla olabileceğini belirtti. Prof. Dr. Demir, "Sorunun çözülmesi için öğrencilerin barınma sorunu ortadan kaldırılmalı. Eşit rekabet sağlanmalı, her alanda liyakat esas alınmalıdır. Diyanet İşleri Başkanlığının görev ve sorumlulukları içinde toplumu dinî konularda aydınlatma vardır. Diyanet, insanların düşüncelerini ve inançlarını zedeleyen unsurlarla hiç ilgilenmemektedir. Diyanet, doğrudan isim vermeden bile olsa 'toplumda görülen farklı cemaatlerin halkı dinî ve toplumsal yanlışlara sürüklediğini görüyor ve bunların çok büyük sorunlara yol açtığını düşünüyoruz.' şeklinde bir açıklama yapabilir ve böylece insanları aydınlatmış olur." dedi.

"Maturidiliğin yıllarca egemen olduğu bu topraklarda, Maturidiliği ihmal ederseniz, insanlara öğretmezseniz başka yapılar bu boşluğu doldurur ve insanları çeşitli şekillerde aldatmaya devam eder." diyerek sözlerini tamamladı.

Program dinleyicilerin sorularının cevaplandırılmasıyla sona erdi.

Haber: Batuhan Kurt, Mert Oğuz Coşkun

Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
19 Mayıs Belediyesi Zekâ Geliştirici Ahşap Akıl Oyunları Sergisi Açılıyor
19 Mayıs Belediyesi Zekâ Geliştirici Ahşap Akıl Oyunları Sergisi Açılıyor
GECELERİ RAHAT UYUSUNLAR DİYE..
GECELERİ RAHAT UYUSUNLAR DİYE..